Kusursuz bir krallığın düşü
Her şeyin bir kralla başladığı söylenir — tek bir fikre tutulmuş bir kral: her türlü kötülükten arınmış, kusursuz bir krallık. Sokaklarında suçluları, tarlalarında yabani yaratıkları, sınırlarında canavarları görmeye tahammülü yoktu. Yine de tuhaf vicdanlı bir hükümdardı. Canavarlarını öldürmek de suçlularını idam etmek de istemiyordu. Tek istediği onlardan kurtulmaktı — sanki hiç var olmamışlar gibi ortadan kaybolmalarını sağlamak.
Kâhinlere danıştı. Başka krallara danıştı. Bulabildiği en bilge âlimlere danıştı. Hiçbiri ona istediğini veremedi. Kan dökmeden kötülüğü sürgün etmek imkânsız görünüyordu — ta ki bir büyücüler meclisinin adını duyduğu güne dek.
Büyücüler ve yarık
Bu büyücüler kimsenin bilmediği bir şey keşfetmişti: bir portal. Bilinmeyen bir yere açılan, o güne dek görülmüş hiçbir şeye benzemeyen bir yarık — başka bir diyar, belki bütünüyle başka bir dünya. Kral onları buldu, sarayına getirtti ve arzusunu önlerine serdi.
Büyücüler reddetti. Böyle bir şeyin hassas bir dengeyi paramparça edebileceğini biliyorlardı: sırrı öğrenen ne kadar çoğalırsa, o kadar çok kullanılacaktı — ve öbür tarafta neyin beklediğine dair kimsenin en ufak bir fikri yoktu. Portala el sürmek, bir daha asla kapanmayabilecek bir kapıyı açmak demekti.
Ama kral hayır cevabını kabul etmedi. Ritüeli kendisine öğretmeye onları zorladı.
Sürgün
Ritüelde büyücüler Vashrath'a açılan geçidi yırtarak açar. Ve kral, dünyasında kötü ne varsa oradan içeri fırlatmaya başladı: suçlular, canavarlar, ejderhalar — kusursuz krallığının huzurunu bozan her şey portaldan içeri savruldu.
Bir süreliğine işe yaradı. Kralın dünyası daha temiz, daha güvenli, daha güzel hale geldi.
Kaçan sır
Ne var ki binyıllar içinde söylenti yayıldı — ve portal bir iyilik aracı olmaktan çıktı. Bir zamanlar yalnızca canavarların gönderildiği yere artık insanlar da gitmeye başladı: sessizce yollanan siyasi rakipler, topluca sürgün edilen hizipler, kovulan aileler, uzaklaştırılan düşman halklar — ve hatta kendi özgür iradesiyle yeni bir hayata başlamak isteyip yeni bir dünya arayışıyla portaldan geçenler. Sırrı öğrenenler gitgide çoğaldı.
Vashrath'ın salt bir araf olmaktan çıkışı böyle oldu.
Bir evreni yutan dünya
Öbür tarafta bu kadar çok ruh birikince, orası yaşamaya başladı. Sürgünler şehirlerini ve krallıklarını kurdu. Yabani yaratıklar yukarıdaki dünyada hep yaptıklarını yapmaya döndü — avlanmak, göç etmek, hükmetmek — ama artık onlardan korkacak ve onlarla savaşacak halklar vardı. Ekinler ekildi, surlar yükseldi, çocuklar doğdu ve yaşlılar gömüldü. Bir çöplük olsun diye tasarlanan Vashrath, sonunda koca bir evreni içine çekti.
Derler ki yukarıdaki dünyadaki onca yokluğun açıklaması budur. Ormanlarda sinsice dolaşan kurt adamlar, kulelerde vampirler, göklerde ejderhalar, göllerde canavarlar yok — hiç var olmadıkları için değil, büyücüler onları buraya sürgün ettiği için. Eski efsanelerin korktuğu her şey, gerçekten de portalın öbür tarafında yaşıyor.
Ve senin geçtiğin dünya işte bu — karanlık, uçsuz bucaksız, unutulmuş. Miras kalmış bir ad, vaat edilmiş bir taht olmadan: yalnızca dövmeyi başardığın çelik ve dünyanın unutmayı seçtiği her şeyin ortasında kazımayı başardığın miras.
Portaldan geçenlerin yolculuğu Uyanış ile başlar.
